Yakın süreçte insanların hipokrat yeminine saygısını ölçelim istedim. Haydi hep birlikte hemencecik başlayalım...
Herkesin bir ahlak anlayışı ve kendine göre doğruları var. Şüphesiz bunları yargılama hakkı da kimsenin mülkiyetinde bulunmuyor. Bahsedeceğim kişiler ise; benzerlikler kurmaya, toplumda aradıklarını bulmaya ve çevresini kendisiyle aynı yapıya sahip insanlarla sararak dış dünyadan kendisini soyutlamaya çalışıyor. Kendilerinin yapmadıklarını söyledikleri ve ''asla yapmayacakları şeyleri'' başkaları yaptığında kınıyor ve arkadaşlıktan çıkarıyorlar. İlginçtir, birazcık araştırdığınızda aslında bu şekilde davranan insanların günümüzde kınadıkları şeyleri geçmişte yaptıkları ve bunlara ''istisna'' gözüyle bakarak sineye çektikleri görülüyor. Bu kesimin pek azı dürüst bir şekilde yaptığının arkasında dururken, duranları hor görmeye çalışanlar da ne yazıktır ki hep dürüstlükten nasibini alamamış olanlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu koşullar altında beklentilerin bütün bu sıkıntıların altında yatan temel etmenlerden biri olduğu kanaatindeyim. Öyleyim, çünkü insanların bencillikten gözü dönmüş durumda. Şu anki genç diyebileceğimiz tabakaya baktığımızda Türkçe'nin bütün kelime yapısını yozlaştırma eğiliminde olduklarını rahatlıkla görebiliyoruz. Hayır, eğer bütün dilleri birleştirip tek bir dil altında birleşmek isteniyor ise bu çoktan Ludwik Lejzer Zamenhof tarafından ''Esperanto'' adı altında 1887 yılında üretilmiştir. Fakat asıl mesele daha çok, insanların karamsarlıklarının sorumlusu olarak başkalarını aramaları ve onları suçlamaları. Şüphe götürmez ki başkalarının hataları senin yüzünden değildir ama senin hataların senin yüzündendir. Bunu kabul edene pek rastlamadım. Eden görünce de insanların onları Buda rahipleriymişlercesine süzdüklerini görüyorum ve şaşırıyorum. Olması gerekeni yapınca insan mükemmel gözüküyor, acınası bir durum bu. Fakat çoğu insan farkında bile değil, sadece yaşıyor. Kendisine dönüp de şöyle bir ''kendime çeki düzen vereyim'' demiyor ve insanı çıldırtıyor.
Konuya dönersek ''insanlar konuşa konuşa'' anlaşır sözünün değerini yitirdiği günlerdeyiz (belki de en başından beri öyle idi) çünkü kadın-erkek, bay-bayan, kız-oğlan,..vb. ayırt etmeksizin herkes bir topluluğu kötüleme ve bunu genelleyerek ve gerektiğinde aynı fikri paylaşan arkadaşlarıyla bir olarak kendi sorumsuzca davranışlarından gizlenmeye çalışıyorlar. Kısaca bütün sorunların çözümü çok sevdiğim bir atasözünde gizlidir: ''Bok, boku nerede bulur? - Tabakhanede.''
İyi Pazarlar